19 Mayıs Mahallesi İnönü Caddesi, Mercan Sk. No: 15/7 Kat:1, 34736 Kadıköy/İstanbul

Mesci Law Firm için hazırlanan hero banner görseli. Sol kısımda hastane binası, sağda stetoskop ve hâkim tokmağı yer alıyor. Ortada adalet terazisi ve üstte Mesci Law Firm logosu bulunuyor. Başlıkta malpraktis davalarında hukuki sorumluluk ve hatalı tıbbi uygulamalarda sorumluluk konusu vurgulanıyor.

Malpraktis davalarında hem doktorların hem de hastanelerin hukuki sorumlulukları gündeme gelir. Hasta haklarının korunması, hizmet standartlarının sağlanması ve kusur halinde doğacak tazminat yükümlülükleri bu sürecin temelini oluşturur.

Bu bölümde, malpraktisten kaynaklanan davalarda adli/idari yargı ayrımı, hasta–doktor–hastane ilişkilerinin hukuki çerçevesi ve Yargıtay içtihatları ele alınmaktadır.

Hatalı Tıbbi Uygulamada Yani Malpraktiste Hukuki Sorumluluk Nasıl Belirlenir?

Tazminat Davası Öncesi Yargı Yolu Belirlenmesi

Malpraktisten kaynaklanan tazminat davasını açmadan önce davanın idari yargı nezdinde mi yoksa adli yargı nezdinde mi ikame edilmesi gerektiği, davanın kime/kimlere yönlendirilmesi gerektiği, vakıaya hangi hükümlerin uygulanabileceği ve hasta ile kurulan ilişkinin mahiyeti gibi hususlarının tespiti önem arz eder.

Malpraktisten kaynaklanan tazminat davası açmadan önce, davanın idari yargı mı yoksa adli yargı nezdinde mi görüleceği, davanın kime veya kimlere yöneltileceği, somut olaya hangi hükümlerin uygulanacağı ve hasta ile kurulan ilişkinin hukuki niteliği büyük önem taşır.

Hasta ile Doktor Arasındaki Hukuki İlişki

Genel olarak, hastanın doğrudan hekime başvurduğu hallerde hasta ile doktor arasında bir sözleşme ilişkisi kurulmuş sayılır. Baskın görüşe göre bu ilişki, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen vekalet sözleşmesine dayanır. Vekalet sözleşmelerinde hekimin sorumluluktan kurtulabilmesi için, sonucu garanti etmesi gerekmez; özen yükümlülüğünü yerine getirmesi yeterlidir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 506/2. maddesi, vekilin işi sadakat ve özenle yürütmekle yükümlü olduğunu açıkça belirtir.

Eser Sözleşmesi Kapsamına Giren Müdahaleler (Estetik vb.)

Bu nedenle, vekalet sözleşmesi kapsamında hekimin, hastanın istediği sonucu elde edememesi tek başına sorumluluk doğurmaz. Ancak estetik ameliyatlar gibi belirli tıbbi müdahalelerde, hasta ile doktor arasında kurulan hukuki ilişki vekalet değil, eser sözleşmesi olarak kabul edilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesine göre, eser sözleşmesinde yüklenici (hekim) belirli bir sonucu, yani taahhüt edilen estetik sonucu, meydana getirmekle yükümlüdür.

Kusur, zarar ve illiyet bağının kesişiminde hukuki sorumluluğu gösteren Venn diyagramı
[toc]
Bize Ulaşın

Konum

19 Mayıs Mahallesi Mercan Sokak No:13, STFA Sitesi D:B3 Blok Daire:7, 34746 Kadıköy/İstanbul

Hasta ile Hastane Arasındaki Sözleşme İlişkisi (Hastaneye Kabul Sözleşmesi)

Öte yandan, hasta doğrudan bir hastaneye başvurmuş ve hastane yönetimi tarafından bir hekim görevlendirilmişse, bu durumda sözleşme ilişkisi hasta ile hastane arasında kurulur. Bu sözleşme, özel hastane söz konusu olduğunda “hastaneye kabul sözleşmesi” olarak adlandırılır. Müdahalenin niteliğine göre bu sözleşmeye vekalet veya eser sözleşmesi hükümleri uygulanabilir. Yargıtay içtihatlarına göre hasta ile özel hastane arasında kurulan sözleşme, hastaneye kusursuz sorumluluk yükler. Tıbbi müdahaleyi fiilen gerçekleştiren doktor, Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesi (çalışan) veya 116. maddesi (yardımcı kişi) kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle davalar çoğunlukla hem doktora hem hastaneye karşı açılır.

Hekimlik Sözleşmesi ve Doktorun Sorumluluğu

Bir diğer kavram, hekimlik sözleşmesidir. Hasta doğrudan hekime başvurmuşsa genellikle dava sadece doktora yöneltilir. Ancak hekimin, ameliyat veya tedaviyi bir özel hastanede gerçekleştirmesi halinde, hastane sorumluluğu da gündeme gelir. Örneğin, hastanenin ameliyathanesini kullanıma açması, hastane bünyesinde güven oluşturması ve hekim seçiminde gerekli özeni göstermemesi durumunda, hastanenin de sorumlu tutulabileceği kabul edilir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 22.05.2003 T., 2003/2333 E., 2003/6348 K. sayılı ilamı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.12.2002 T., 2002/13-1011 E., 2002/1047 K. sayılı ilamı bu yöndedir.

Kamu Hastanelerinde Hizmet Kusuru ve İdari Yargı

Hastanın kendi muayenehanesi bulunan hekim veya özel hastane ile sözleşme yapması halinde, görevli mahkeme adli yargıdır ve tazminat davaları tüketici mahkemelerinde açılır. Ancak hasta devlet hastanesine başvurmuşsa durum değişir. Kamu hastanelerinde hasta ile hastane arasında sözleşme kurulmaz; hasta kamu hizmetinden yararlanan kişi statüsündedir. Bu durumda hizmet kusuru iddiasıyla dava, kamu hastanesinin bağlı olduğu idareye karşı açılır ve uyuşmazlık idare hukuku çerçevesinde çözülür. Hasta doğrudan hekime veya hastaneye dava açamaz.

Sonuç olarak, malpraktis davalarında:

        • Davanın adli mi yoksa idari yargıda mı açılacağı,

        • Davanın kime yöneltileceği (doktor, özel hastane, kamu hastanesi veya idare),

        • Uygulanacak hukuki dayanak (vekalet sözleşmesi, eser sözleşmesi, haksız fiil),

        • Hasta ile kurulan sözleşmenin mahiyeti,

olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Telefon

+ 90 553 909 1335

[quform id="5" name="iletisim Malpraktis"]

Doktor Hatası ve Malpraktis Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Özel hastaneler aleyhine açılacak malpraktis davaları adli yargıda, kamu hastaneleri aleyhine açılacak davalar ise idari yargıda görülüp sonuçlandırılır. Doktor hatası nedeniyle açılan tazminat davalarında, kamu görevlisi olmayan, kendi muayenehanesi bulunan veya bir özel hastanede çalışan hekimin hatalı tıbbi müdahalesi söz konusuysa, dava tüketici mahkemeleri nezdinde açılır.

Tıbbi müdahaleden kaynaklanan uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme genellikle ameliyatın yapıldığı yer mahkemesi olarak kabul edilmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre genel yetkili mahkemeler, davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Eğer dava birden fazla davalıya yöneltilmişse, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili mahkeme olarak kabul edilmektedir.

Öte yandan eser sözleşmesi veya vekalet sözleşmesinin ihlali nedeniyle ileri sürülen malpraktis tazminat davaları için, sözleşmenin ifa edildiği yer mahkemesi de yetkili mahkeme sayılmaktadır. Eğer tıbbi malpraktis nedeniyle açılan tazminat davası haksız fiile dayanıyorsa, bu durumda haksız fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili kabul edilir. Dolayısıyla davacı, bu mahkemelerden herhangi birinde davasını açma hakkına sahiptir.

Malpraktis davalarında görevli ve yetkili mahkemelerin belirlenmesini gösteren akış diyagramı: olayın meydana gelmesi, yetkili mahkemenin belirlenmesi, görevli mahkeme, bilirkişi kurulları ve davanın açılması adımları.

Doktor Hatası ve Malpraktis Davalarında Zamanaşımı Süreleri

Tıbbi malpraktis kapsamında yorumlanan hatalı uygulamalar özleri itibarıyla haksız fiil niteliği taşımaktadır. Haksız fiil sorumluluğunun söz konusu olduğu durumlarda zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre, haksız fiilden doğan tazminat davası açma hakkı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl, her hâlükârda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak haksız fiil Türk Ceza Kanunu’na göre suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa, dava süresi ceza zamanaşımına tabi olur.

Vekalet sözleşmesine aykırılık nedeniyle açılacak malpraktis davalarında zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu’nun 147. maddesi uyarınca, zarar görenin zararı öğrendiği tarihten itibaren 5 yıldır.

Öte yandan eser sözleşmesine aykırılık nedeniyle açılacak malpraktis davalarında, Türk Borçlar Kanunu’nun 147. ve 478. maddelerine bakılması gerekir. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi yerine getirmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar için zamanaşımı süresi 147. maddeye göre 5 yıldır. Ancak yüklenicinin ağır kusuru söz konusuysa, Türk Borçlar Kanunu’nun 478. maddesi gereğince bu süre 20 yıl olarak uygulanır.

Malpraktis Davalarinda Zamanasimi ve Hukuki Surec Timeline Diyagrami 1

Doktor Hatası ve Malpraktis Davaları

Doktor hatası (malpraktis), hekimin tıbbi standartlara aykırı davranışından kaynaklanan zararlardır. Bu durumlarda açılan davalara malpraktis davaları denir.

Önceki yazılarımızda da belirtildiği üzere, tıbbi malpraktis en genel haliyle hekimin bir ameliyat veya tedavi sırasında standart prosedürleri uygulamaması nedeniyle hastaya zarar vermesi sonucu ortaya çıkan durumdur. Tıbbi uygulama hatası teşkil eden bir eylem tespit edildiğinde, yalnızca doktorlar değil, ilgili sağlık personeli ve sağlık hizmeti sunan kurumlar da hukuken sorumlu tutulabilir. Tıbbi malpraktis, sağlık çalışanının ihmalkâr, özen yükümlülüğüne aykırı, tıbbi etik kurallarıyla bağdaşmayan ve hatalı eylemleri sonucunda hastaya zarar vermesiyle ortaya çıkar.

Bunun dışında, estetik ameliyatlar ve diş tedavilerinde vaat edilen sonucun gerçekleşmemesi de tıbbi malpraktis kapsamına girmektedir. Türk Borçlar Kanunu uyarınca estetik operasyonlarda hasta ile hekim veya hasta ile hastane arasında kurulan sözleşme, eser sözleşmesi niteliği taşır. Dolayısıyla hekim veya hastanenin, taahhüt ettiği estetik sonucu gerçekleştirme yükümlülüğü vardır. Eğer hekim veya hastane sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal eder ve vaat edilen estetik neticeyi gerçekleştiremezse, ortaya çıkan zarar malpraktis olarak değerlendirilir.

 

Doktor hatasından kaynaklanan hasta zararının hukuki sürece dönüşerek malpraktis davasına ilerlemesini gösteren akış diyagramı

Tıbbi malpraktis yalnızca işlemin yanlış yapılmasıyla değil; doğru işlemin hiç yapılmaması, yanlış yapılması ya da tanı ve teşhis hatası, ilaç hatası, tedavi hatası, koruyucu tedavi hatası, cerrahi hata, ekipman hatası ve ihmal gibi çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir. Ayrıca, hekimin veya hastanenin ana eylemlerine ek olarak yan eylemleri de hastanın zararını artırabilir. Örneğin, ameliyat öncesinde hastanın doktorunun değiştirilmesi, ek ücret talep edilmesi, komplikasyonlar hakkında bilgilendirme yapılmaması, hijyen koşullarına uyulmaması, hemşirelerin steril olmayan müdahaleleri veya kontrollerin yapılmaması gibi durumlar da malpraktis davasında hukuka aykırılık teşkil eder. Tek bir vakıada birden fazla ihmal ve kusurlu eylem bir arada bulunabilir.

Malpraktis davası açmadan önce genellikle muhataba bir ihtarname gönderilir. Bu ihtarname ile borçlu taraf temerrüde düşürülür, hasta dosyası talep edilir ve maddi-manevi zararların tazmini istenir. Hastalar ayrıca revizyon ameliyatı ya da ücretsiz onarım talebini de ihtarname ile iletebilir.

Eğer ihtarnamede verilen süre içinde zarar giderilmezse, hasta arabuluculuk sürecine başvurmak zorundadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre arabuluculuk dava şartıdır. Arabuluculuk süreci genellikle üç toplantı ile bir ay içinde tamamlanır. Tarafların anlaşamaması halinde hasta, tüketici mahkemelerinde malpraktis nedeniyle tazminat davası açabilir. Açılan davada gönderilen ihtarname, önemli bir delil olarak kullanılmaktadır.

Malpraktis davalarının süresi, mahkemelerin iş yüküne bağlı olarak ortalama 3 ila 4 yıl sürebilir. Kararın istinaf veya Yargıtay aşamalarına taşınması halinde süreç daha da uzayabilmektedir.

Malpraktis'te Sorumluluğun Temeli: Kusur ve Kusursuz Sorumluluk Ayrımı

Tıbbi uygulama hatası davalarında hekimin veya sağlık kuruluşunun sorumlu tutulabilmesi için hukuki sorumluluğun temelinin doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekir. Türk hukuk sisteminde bu temel genellikle iki ana başlıkta incelenir: Kusur Sorumluluğu ve Kusursuz Sorumluluk.

1. Kusur Sorumluluğu (Genel Kural):

Malpraktis davalarının büyük çoğunluğu hekimin “kusurlu” bir eylemine dayanır. Hekimin kusur sorumluluğundan bahsedebilmek için şu dört unsurun bir arada bulunması şarttır:

  • Hukuka Aykırı Fiil: Hekimin tıp biliminin genel kabul görmüş standartlarına, tecrübelere ve özen yükümlülüğüne aykırı bir müdahalede bulunması.

  • Kusur: Hekimin bu fiili işlerken kasıtlı veya ihmalkâr davranması (gerekli dikkat ve özeni göstermemesi).

  • Zarar: Hastanın vücut bütünlüğünde veya malvarlığında somut bir zararın meydana gelmesi.

  • Nedensellik (İlliyet) Bağı: Meydana gelen zararın, doğrudan hekimin kusurlu eylemi sonucunda ortaya çıktığının ispatlanması.

    2. Kusursuz Sorumluluk Halleri (İstisnai Durumlar):

Bazı durumlarda, hekimin kişisel olarak bir kusuru olmasa dahi meydana gelen zarardan sorumluluk doğabilir. Bu durum, genellikle sağlık kuruluşunun organizasyonel yapısından kaynaklanır ve “organizasyon kusuru” olarak adlandırılır. Örneğin:

  • Yetersiz personel ile hizmet verilmesi,

  • Kullanılan tıbbi cihazların bozuk veya bakımsız olması,

  • Ameliyathane veya servislerdeki sistemsel hijyen hataları,

  • Sağlık personelinin birbiriyle koordinasyon eksikliği.

Bu gibi durumlarda, dava genellikle doğrudan sağlık kuruluşuna (hastaneye) yöneltilir ve hastane, kusursuz sorumluluk ilkesi gereği zararı tazmin etmekle yükümlü olabilir.

Malpraktis davaları, hekimin ve hastanenin sorumluluğu ile tazminat şartları açısından oldukça teknik ve dikkatle incelenmesi gereken konulardır. Konunun tüm detaylarını ve dava sürecini öğrenmek için ana hizmet sayfamız olan *İstanbul Malpraktis Avukatı* başlıklı yazımızı mutlaka inceleyin.

[quform id="5" name="iletisim Malpraktis"]

Doktor Hatası ve Malpraktis Davalarında
Maddi Tazminatın Kapsamına Neler Girer?

Doktor hatası nedeniyle açılacak malpraktis davasında, maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelebilir. Manevi tazminat talep edilebildiği gibi, maddi tazminatın kapsamına da pek çok kalem girmektedir. Bu kapsamda ameliyat masrafları, ameliyat ile bağlantılı yol ve konaklama masrafları, yeniden yapılacak teşhis, tedavi ve revizyon ameliyatı masrafları ile revizyon ameliyatı için gerekli yol ve konaklama giderleri maddi tazminat kalemleri arasındadır. Ayrıca ilaç masrafları da bu kapsama dahildir.

Bunların dışında, bedensel zarar nedeniyle ortaya çıkan kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya tamamen yitirilmesinden doğan kayıplar ile kişinin ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan kayıpları da maddi tazminat talebine konu edilebilir.

Not

Maddi tazminat hem mevcut hem de gelecekte ortaya çıkabilecek zararları kapsayabilir.

Doktor Hatası ve Malpraktis Davalarında Manevi Tazminat Talep Edilebilir Mi?

TBK m. 56 – Bedensel Zarar Durumunda Manevi Tazminat

Doktor hatası nedeniyle açılacak malpraktis davasında manevi tazminat talep edilebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi uyarınca,

Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.

Dolayısıyla vücut bütünlüğü ihlal edilen kişiler veya kişinin ölümü halinde ölenin yakınları TBK m. 56 kapsamında manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir.

TBK m. 58 – Kişilik Haklarının İhlali

Türk Borçlar Kanunu m. 56 kapsamında manevi tazminat talep edilemeyen hallerde ise, Türk Borçlar Kanunu m. 58 devreye girmektedir. Bu maddeye göre:

Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hüküm gereğince, kişilik hakları zedelenen, ameliyat sonrası yaşanan olumsuz sonuçlar nedeniyle elem ve ıstırap çeken, psikolojik rahatsızlıklarla karşılaşan kişiler de manevi tazminat talep edebilir.

Manevi Tazminatta Deliller ve Hakim Takdiri

📑 Manevi tazminat taleplerinde dikkate alınan deliller:

– Tanık beyanları

– Psikolog raporları

– Psikiyatrist raporları

Ancak manevi tazminat miktarı sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenir ve tutarın takdiri tamamen davaya bakan hakime aittir.

Doktor Hatası ve Malpraktis Nedeniyle Suç Duyurusunda Bulunabilir Miyim?

Doktor hatası ve tıbbi malpraktis nedeniyle mağdur olan hastalar, yalnızca maddi ve manevi tazminat davası açmakla yetinmeyip, aynı zamanda hekimin eylemlerinin suç teşkil etmesi durumunda savcılığa suç duyurusunda da bulunabilirler. Malpraktisten kaynaklanan tazminat davası, mağdurun maddi ve manevi zararlarının giderilmesine yönelikken, savcılığa yapılan suç duyurusu ise doktorun eylemlerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında karşılığı bulunan cezayı almasını sağlamaya yöneliktir.

Hekim aleyhine yapılacak suç duyuruları genellikle taksirle yaralama veya taksirle adam öldürme suçlarına dayandırılmaktadır. Ancak olayın özelliğine göre kasten yaralama, kasten adam öldürme, çocuk düşürtme, organ veya doku ticareti, insan üzerinde deney, görevi kötüye kullanma, yetkisiz hekimlik gibi suçlar da gündeme gelebilir. Suç duyurusunda, ilgili TCK maddelerine atıf yapılması ve şüpheli olarak gösterilecek kişilerin olay bazında değerlendirilmesi gerekir.

Öte yandan, taksirle yaralama suçu şikâyete tabi suçlardandır ve şikâyet süresi, suçun işlenmesi ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 ayla sınırlıdır. Ancak mağdur bu süreyi kaçırsa dahi, sonradan açılan hukuk davasında alınacak adli tıp raporu ile doktorun ağır kusuru tespit edilirse, artık 6 aylık şikâyet süresi uygulanmaz ve savcılığa suç duyurusunda bulunulabilir.

Malpraktis Davalarında Değinilen Hasta Hakları Nelerdir?

Malpraktis davalarında en çok değinilen konulardan biri de hasta haklarıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4. maddesine göre hasta hakları; sağlık hizmetlerinden yararlanma ihtiyacı bulunan bireylerin, yalnızca insan olmaları nedeniyle sahip oldukları ve T.C. Anayasası, uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve ilgili mevzuat ile güvence altına alınan haklarını ifade eder.

Bu kapsamda, malpraktis davalarında hasta hakları arasında öne çıkanlar şunlardır: hastanın rızasının alınması ve aydınlatılmış onam hakkı, tıbbi özen gösterilmesini talep etme hakkı, sağlık personelini ve sağlık hizmeti sunacak kurumu seçme hakkı, tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım alma hakkı, bilgi isteme ve hasta kayıtlarını inceleme hakkı, özel yaşamın gizliliği ve mahremiyet hakkı, insani değerlere saygı gösterilmesi hakkı ve refakatçi bulundurma hakkı.

Hastadan Alınan Onam Geçerli Midir?

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 31. maddesi uyarınca, hastadan alınan rızanın geçerli olabilmesi için hasta veya yasal temsilcisi; tıbbi müdahalenin konusu, yöntemi ve olası sonuçları hakkında aydınlatılmalı ve bilgilendirilmelidir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali halinde, hastanın rızası sağlıklı şekilde alınmamış sayılır ve bu durum hastanın kendi geleceğini belirleme hakkının elinden alınması anlamına gelir. Böyle bir durumda hastanın vücut bütünlüğüne hukuka aykırı bir müdahale gerçekleşmiş olur ve bu da hem maddi hem de manevi zarara yol açar. Aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve bilgilendirilmiş rızanın alındığını ispat etme yükü hekime aittir.

Yetersiz bilgilendirme, hiç bilgilendirme yapılmaması ile aynı kabul edilir ve bu yükümlülüğü yerine getirmeyen hekim doğacak zararlardan sorumlu tutulur. Ayrıca, zorlama, tehdit, acelecilik, yetersiz bilgilendirme veya kandırma yoluyla alınan rıza geçerli sayılmaz.

Hastanın ameliyat için verdiği yazılı rızanın hukuken geçerli olabilmesi için, alınan rızanın aydınlatılmış onam niteliğinde olması gerekir. Bu rıza; operasyon sırasında ortaya çıkabilecek riskler ve komplikasyonları, uygulanacak yöntemi, tanı ve tedavi seçeneklerini, hatta operasyon sırasında kullanılacak malzemeleri içermelidir. Bilgilendirilmiş rıza, tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesi için bir ön koşuldur. Ancak bu koşul sağlansa dahi, eğer tıbbi müdahale hatalı ise, hastanın kusurlu bir müdahaleye rıza gösterdiği ileri sürülemez ve bu durum hekimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Müdahaleden hemen önce, içerik açıklanmadan alelacele alınan yazılı rızalar veya rızanın müdahale sırasında ya da sonrasında alınması geçerli bir bilgilendirilmiş rıza olarak kabul edilmez. Hastaya yeterli süre tanınmalı, düşünmesi, rıza metninin içeriğini araştırması ve sorular sorması sağlanmalıdır. Ayrıca, içeriği açıklanmayan bir rıza formu imzalatılmamalı ve hastaya baskı yapılmamalıdır. Öte yandan, bilgilendirmenin hastanın ana dilinde yapılması esastır. Bu mümkün değilse, bir tercüman aracılığıyla rıza metni ve doktorun açıklamaları hastanın anlayacağı şekilde tercüme edilmelidir.

Hastanenin Veya Hekimin
Sorumsuzluğuna Dair Önceden Yapılan Anlaşma Geçerli Midir?

Hastanenin veya hekimin sorumsuzluğuna dair ameliyat öncesinde hastaya imzalatılan anlaşmalar geçerli değildir. Bu husus, Türk Borçlar Kanunu’nun 115. maddesi ile açıkça düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 115/3. maddesine göre, “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.”

Ayrıca aynı maddenin ilk fıkrası da borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla hastane veya hekim, malpraktis kapsamında doğacak sorumluluğunu ortadan kaldırmak amacıyla hazırladığı bu tür sözleşmelerle hukuken kendisini sorumsuz kılamaz.

Hasta Mahremiyetinin İhlali

Hekim ve hastane personeli, hastanın mahremiyet hakkına saygı göstermekle yükümlüdür. Hastanın sağlık durumu, tedavi süreci, tanı ve teşhisi ile tüm kişisel bilgilerinin gizli tutulması ve korunması gerekir. Bu kapsamda hasta dosyalarının, yasal zorunluluklar dışında sağlık kurumunun dışına çıkarılmaması temel bir ilke olarak uygulanmalıdır. Dosyada yer alan bilgiler, yalnızca hastayı tedavi eden veya edecek hekimlere gösterilebilir; üçüncü kişilerle paylaşılması, yayımlanması veya gönderilmesi yasaktır.

Herhangi bir bilginin kasıtlı ya da ihmali şekilde kamuya açıklanması halinde, ifşa edilen bilgilerden zarar gören kişi maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Çünkü hasta mahremiyetinin ihlali sonucunda kişi işini kaybedebilir, toplum içinde küçük düşebilir, sosyal ve iş hayatı olumsuz etkilenebilir. Bu durumda bilgilerin gizliliğini ihlal eden kişi tazminat ödemekle yükümlü olur.

Hasta mahremiyetinin ihlali durumunda mağdur kişi ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 134. ve 136. maddeleri kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilir. TCK m.134’e göre özel hayatın gizliliğini ihlal eden kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Eğer gizlilik ihlali görüntü veya ses kaydıyla yapılmışsa ceza artırılır. TCK m.136’ya göre ise hukuka aykırı olarak kişisel verileri paylaşan, yayan veya ele geçiren kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.

Bu süreçte mağdur, bir avukat aracılığıyla suç duyurusunda bulunabilir, soruşturma dosyasını takip edebilir ve iddianame düzenlenmesinin ardından kamu davasına katılabilir. Öte yandan, gizliliğin ihlali nedeniyle zarara uğrayan kişi ayrıca tazminat davası açma hakkına da sahiptir. Fotoğraf, video, hasta dosyası veya kişisel bilgilerin sosyal medyada ya da internet ortamında yayımlanması halinde ise ilgili Sulh Ceza Mahkemesine başvurarak bu içeriklerin derhal kaldırılmasını talep edebilirsiniz.

Hekim Hatası Nedeniyle Malpraktis Davası Açmadan Önce Nelere Dikkat Edilmeli?

Hekim hatası nedeniyle malpraktis davası açmadan önce dikkat edilmesi gereken pek çok husus vardır. Bu adımlar, hem hasta haklarınızı korumanız hem de açacağınız davada güçlü bir pozisyon elde etmeniz için önemlidir.

Tanık Getirin: Hastaneye, muayenehaneye veya kliniğe mutlaka bir tanık ile gidin. Refakatçiniz olmadan ameliyata girmeyin. Tanığınız, hastanedeki sürece tanıklık edecek bir aile üyesi ya da arkadaş olabilir. Tanık beyanları, özellikle manevi tazminat talepleri açısından mahkeme tarafından dikkate alınır.

Ödeme Kanıtı Alın: Ödemenizin mutlaka yazılı kanıtını alın. Ücreti mümkünse doğrudan hastanenin banka hesabına yatırın. Eğer farklı bir hesaba ödeme yapmanız talep edilirse, bu bilgilerin size e-posta veya WhatsApp yoluyla gönderilmesini talep edin. En büyük hata, ödemeyi elden yapmak ve fatura veya fiş almamaktır. Ayrıca ameliyat sürecinde ortaya çıkan tüm masraflarınızın faturalarını ve fişlerini saklayın.

Delillerinizi Toplayın: Hasta dosyanızı talep etme hakkınız vardır. Ameliyat sonrasında hasta dosyasının bir kopyasını istemeyi unutmayın. Bu hak Hasta Hakları Yönetmeliği ile güvence altına alınmıştır. Başınıza gelen olaylarla ilgili notlar alın ve delil toplamayı bir avukatın yönlendirmesiyle yapın. Avukat size hangi belgelerin önemli olduğunu gösterecektir.

Sağlık Personelini Gözlemleyin: Hastane personelinin ameliyat öncesinde ve sonrasında size nasıl davrandığını dikkatle gözlemleyin. Sterilizasyona dikkat edilip edilmediğini, kontrollerin yapılıp yapılmadığını, size yeterli bilgilendirme sağlanıp sağlanmadığını not edin. Özellikle onam formunun hangi koşullarda imzalatıldığına, içeriğinin size açıklanıp açıklanmadığına dikkat edin. Onam metninin bir nüshası mutlaka size verilmelidir. Son dakika ameliyat ücretinde değişiklik yapılıp yapılmadığını, doktorunuzun değiştirilip değiştirilmediğini ve bu doktorla konsültasyon yapılıp yapılmadığını da takip edin. Onamın hukuka uygun alınmaması, hastanın vücut bütünlüğüne hukuka aykırı müdahale anlamına gelir.

Malpraktis Avukatına Danışın: Eğer süreç içinde tıbbi malpraktis mağduru olduğunuzu fark ederseniz, hiç vakit kaybetmeden sağlık hukuku alanında uzman bir malpraktis avukatına başvurun. Avukat, derhal gerekli adımları atmanızı sağlar, resmi şikayet başvurusu yapmanıza yardımcı olur, hasta dosyanızı ve delillerinizi toplayarak davanızın güçlü şekilde hazırlanmasına katkı sağlar.

İlgili Mevzuat ve Resmî Kaynaklar

Malpraktis davaları, hekimin ve hastanenin sorumluluğu ile tazminat şartları açısından oldukça teknik ve dikkatle incelenmesi gereken konulardır.
Daha kapsamlı bilgi ve profesyonel destek için ana hizmet sayfamızı ziyaret edebilirsiniz: Malpraktis Hukuku.

Malpraktis Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Hasta ile doktor arasındaki hukuki ilişki çoğunlukla vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Bu durumda hekim, sonucu garanti etmekle değil, özen yükümlülüğünü yerine getirmekle sorumludur. Ancak estetik ameliyatlarda olduğu gibi bazı müdahalelerde eser sözleşmesi hükümleri uygulanır ve bu durumda hekimin belirli bir sonucu meydana getirmesi gerekir.

Özel hastanelerde yapılan tıbbi müdahalelerde, dava genellikle hem hekime hem de hastaneye yöneltilir. Çünkü doktor uygulamayı yapan kişidir, hastane ise seçim ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde kusursuz sorumluluk taşır. Mesci Hukuk Bürosu, açılacak davada kimin sorumlu tutulabileceğini somut olayın özelliklerine göre değerlendirmektedir.

Evet, ancak burada dava doğrudan hekime veya hastaneye açılamaz. Kamu hastanelerinde uyuşmazlık, idare hukuku esaslarına tabidir. Yani dava, ilgili hastanenin bağlı olduğu kamu idaresine karşı açılır. Bu davalar idari yargıda görülür.

İlliyet bağı, hastanın uğradığı zarar ile hekimin veya hastanenin eylemi arasında doğrudan bağlantı bulunmasını ifade eder. Eğer nedensellik bağı ispatlanamazsa tazminat sorumluluğu doğmaz. Malpraktis davalarında en çok tartışılan noktalardan biri de bu bağlantının kurulup kurulamayacağıdır.

Hekim, görevini hiç yerine getirmediğinde, eksik yerine getirdiğinde veya mesleki özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinde kusurlu kabul edilir. Kusurun varlığı, malpraktis davalarının en temel şartlarından biridir. Mesci Hukuk Bürosu, dava dosyalarında hekim kusurunun nasıl değerlendirileceğine dair Yargıtay içtihatlarını titizlikle incelemektedir.

Estetik ameliyatlar genellikle eser sözleşmesi kapsamındadır. Bu durumda hekim, hastanın talep ettiği sonucu meydana getirmekle yükümlüdür. Sonucun gerçekleşmemesi veya hatalı bir sonuç doğması halinde hekimin tazminat sorumluluğu gündeme gelir.

Scroll to Top